info@danismanakademi.org

Yüksek Odaklanmayla Gelen Başarı ‘AKIŞ BİLİMİ’

Yüksek Odaklanmayla Gelen Başarı ‘AKIŞ BİLİMİ’

DanışmanAkademi Yazarı – Muhammet Eroğlu: Yüksek Odaklanmayla Gelen Başarı ‘AKIŞ BİLİMİ’

Yüksek Odaklanmayla Gelen Başarı 'AKIŞ BİLİMİ'

Hani yaz günü çalışmak falan zor ya! Hani bir çok akranınız şuan sahil kenarında ya! Hani şuan o çalışma masasına oturmak zulüm gibi geliyor ya! Adım adım, küçük küçük, tane tane, nakış gibi işleyeceksiniz bilgileri. Dönem başlayıp ta ilk denemelerle birlikte akranlarınızla olan net farkını gördüğünüzde sınıfta keşkeler hava uçuşurken, sizin dudaklarınızdan “iyi ki” sözcüğü dökülüyor olacak.

 

Bugün size 1980’lerde “işine aşık insanlar” üzerinde yapılan bir çalışmadan bahsetmek istiyorum. Umarım bir nebze olsun bu sıcak günlerde hedefinize bağlılığınızı güçlendirip azimle çalışmanıza yardımcı olur.

 

Mülakat tekniğinin kullanıldığı bu çalışmada, kendi alanlarında başarılı olan yüzlerce satranç şampiyonu, sanatçı, sporcu, müzisyen, eğitmen ve cerrahla görüşülmüş.

 

Mülakatlar sırasında konuşulan insanların doruk performans anlarını anlatırken farklı bir ruh haline girdikleri gözlenmiş. Yaptıkları iş sırasında öyle bir odaklanma sürecine giriyorlarmış ki, zamanın nasıl geçtiğini unutup adeta dünyadan kopuyorlarmış. İşlerini ödülden öte, yaparken aldıkları bu haz için yapıyorlarmış. Araştırmacılar bu anlara “akış” ismini vermiş.

 

Araştırmacılar akış anlarını taradıklarında şöyle aktarıyorlar:

“Elindeki bloklarla eskisinden daha yüksek bir kule yapan çocuğun, titreyen parmaklarla kulenin tepesine en son bloğu yerleştirdiği an…”

“Bir yüzücünün kendi rekorunu kırmaya çalıştığı an…”

“Bir keman sanatçısının zor bir müzik parçasını ustalıkla çalmaya çalıştığı an…”

——————————————

Bizzat defalarca şahit olduğum bir  örnekte ben vereyim; İstisnasız her gün yapamadıkları soruların çözümü için teneffüs aralarında öğretmenlerin peşinden koşan bir grup öğrencim vardı. Bu öğrencilere tek tek ulaşıp okul çıkışı için sözleştiğimiz bir gün için tüm branşlardan çözemedikleri tüm sorularını getirmelerini istedim. O gün okul çıkışı boş bir sınıfa geçtik ve herkesten yapamadıkları soruları branş branş ayırıp masaya koymalarını istedim. Fark ettim ki 1 öğrencim matematikten hiç soru getirmemiş, 2 öğrencim geometriden, 2 öğrencim fizikten, 2 öğrencilerim kimyadan, 3 öğrencim biyolojiden ve 2 öğrenci dışında hiçbiri tarih ya da coğrafyadan soru getirmemiş. Dereceye oynayan bu öğrencilerin getirmedikleri branşı çözmemesi gibi bir şey aklıma bile gelmediği için ilk yaptığım iş o an kimin eksiği varsa eksiği olmayanla eşleştirmek oldu. (Bir nevi akran desteği programı gibi.) O gün tüm branşlar için bir masa kurdur. Her branş masasında en az 1 eksiksiz öğrenci bulundurduk. Her gün  masalardaki öğrenciler değişiyordu ve illaki herkes iyi olduğu branşta soru çözüyordu. İlk günler biraz zorlu geçti, birbirlerine alışma süreci, soruyu çözme stillerindeki fark vs derken 1 hafta sonra o sınıfı benim gözlerimden görmenizi isterdim. Diğer arkadaşlarının çözemedikleri soruları anlatarak çözen o öğrencilerin oturmasından, ses tonuna, masaya olan hakimiyetinden, gözlerindeki ışıltıya kadar  kendilerine olan güvenleri apaçık ortadaydı. Sanki ders çalışmaktan, soru çözmekten zevk alıyorlardı. Evet evet bende şaşırdım masa başında ders çalışmaktan zevk almak mı? 🙂 Adamlar 80’lerde belgelemişler biz 40 yıl geriden geliyoruz 🙂 Çok ta uzatmadan size 1 ay sonra o sınıfta neler olduğunu anlatayım; Birbirlerine görev vermişler. Görev de görev ama. Bu sefer sistem tam tersine dönecek ve branşta iyi olan değil, o zamana kadar belirli bir branştan en çok soru getiren öğrenciler o branşın soru çözümcüsü olacak… “Öğrenci zaten evde kendi ortamında çözemiyor, arkadaşlarının getirdiği soruları o an nasıl çözsün” der gibisiniz. Geçirilen 1 ay içerisinde öyle güzel kaynaştılar ki, sevgi ve saygı çerçevesinde birbirlerine öyle anlayışla yaklaştılar ki, hiç bir öğrencide yarın rezil olacağım korkusu oluşmadı. Görev bilinciyle eksik oldukları branşa daha çok zaman ayırdılar, daha çok emek verdiler ve gün geldi soru çözecek hatta onu diğerlerinin anlayacağı şekilde anlatacak konuma geldiler.

 

Yukarıda araştırmacıların “Akış anları” diye verdikleri örneklere benzer örnekleri, her gün okul çıkışı o sınıfta, arkadaşlarına anlatarak soru çözen tüm öğrencilerimde gördüm. Demek ki hevesle, azimle, eğlenerek, zevk alarak, isteyerek te ders çalışılabiliyor ve soru çözülebiliyormuş… – Böyle bir ekibi oluşturabilecek bir ruha ve aynı ruhu taşıyan arkadaşlara sahip olmanız dileği ile…

——————————————

“Dünyanın her yerinden 8000’i aşkın kişiyle görüşme yaptık. Dominikli keşişlerden, kör rahibelere, himalayalı dağcılarda, Navajo çobanlarına, işini aşkla yapan kişilerle görüştük. Kültürden ve eğitimden bağımsız olarak, kişiyi akışa sokan yedi koşul olduğun gördük. Bunlardan biri de “odaklanma.” Yoğun biçimde odaklanınca, bir kendinden geçme/coşkunluk/mest olma hali yaşıyorsun. Zihinde bir berraklık ve netlik hissi oluşuyor; her an ne yapacağını tam olarak biliyorsun. Yapman gereken şeyi yapmanın zorluğunu görsen de, mümkün olduğunu biliyorsun. Zaman duygusu yok oluyor. Kendini unutuyorsun. Daha büyük bir şeyin parçası olduğunu hissediyorsun. Bu koşullar yerine geldiğinde, yaptığın şeyi sadece kendi içinde değerli olduğu için yapıyorsun.”

 

Akış hissetmek için illa keyifli bir iş yapma zorunluluğu yok. Matematik denkleminden, gözleme hamuru açmaya hatta otomobil tamiri yapmaya kadar birçok iş sırasında akış hissedebilirsiniz. İşin türünden çok istek, odak, çaba ve işin zorluk derecesi önemli.

 

Ders çalışırken yaşanan akış anları, akademik performansın optimum noktasıdır. Akış teorisi, aynı zamanda üstün performansın bilimidir. Bu anları çoğaltmak başarıyı arttırmanın harika bir yoludur. Peki akışı yakalamanın kritik noktaları nelerdir?

  • Uzun süreli odaklanma. (Akış anı yoğun bir konsantrasyonla geliyor. Yaratıcı dâhilere atfedilen dalgınlık ve tuhaflıkların çoğu, bu tutku dolu süreçte “kendilerini kaybedercesine konsantre olmaları” ndan kaynaklanıyor.)
  • Akış sırasında zaman algısı kayboluyor.
  • Bir işi yaparken sınırlarını zorlamayla gelen beceriklilik durumu. (Sıkı bir çabayla kazanılmış bir becerinin, yoğun bir odaklanmayla birleşip şiirsel bir şekilde kullanılması.)
  • Sonuca değil sürece odaklanmak.
  • Berrak bir görüş netliği. (Bu netlik, neyi nasıl yapacağını bilen antrenmanlı bir zihin ile belirginleşir.)
  • Bütünleşme hissi. (Akış anında ego erir. Benlik yaptığı işle bütünleşir. Kişisel sınırlar kaybolup evrensel bir perspektif kazanılır.)
  • Yücelme duygusu. (Akış anında günlük gerçekliğin sıkıcı ve sıradan hallerinin ötesine geçiliyor.)
  • Kendinden ödüllü. (Akışın güzelliği, onu başka şeyler için araç değil, başlı başına bir amaç olarak görmeyi sağlıyor. Ödül için değil, yapılırken duyulan “Ödül değerinde duygular” için yaşanıyor.)

 

Akış anında zaman algısı, açlık duygusu, etrafınızdaki gürültü gibi birçok şeyin silikleştiğini artık biliyoruz. Düşünceleriniz, ön yargılarınız, stresiniz, egonuz bir süreliğine yok oluyor. Başarısızlık duygunuz da sonuç odaklı olmadığınız için uçup gidiyor.

 

Akış anlarınız bol olsun gençler 🙂 Sağlıcakla kalın.

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere…

 

Muhammet Eroğlu

Eğitim Danışmanı

 

Yorum yapılmamış

Yorumunuzu ekleyin