info@danismanakademi.org

Öğrenciye Soran Yok Tabii

Öğrenciye Soran Yok Tabii

DanışmanAkademi Genç Yazarı – Heval Baran Elçi: Öğrenciye Soran Yok Tabii

öğrenciye soran yok tabii

On bir yıllık öğretim sürecinde kendimde ve çevremde gözlemlediğim, varlığından emin olduğum ve rahatsızlık duymayacağım kadar kabul ettiğim bir gerçek var: Bizler lağım çukurunda yukarı çıkmak için merdiven inşa edecekken aksine, kazma kürekle derinlere doğru giden, sistemin kölesi olmuş, çok şirin ve masum yaratıklarıyız.

 

“Nedir bu kadar sert bir girişin, ağır sözlerin, yersiz haykırışların sebebi?”

Önceden okuduğum, okumakta olduğum ve okuyacağım okulların hiçbiri ve ya eğitimciler değildir eleştirdiğim. Onlar da benim gibi sistemde kendilerine bir yer gösterilip, kendi çabalarıyla bir yerlere ulaşmaya çalışan çaresiz birer köle, şirin e masum birer yaratık…

 

“Eğitim sisteminin nesini eleştiriyorsun? Nesini beğenmiyor, nesini değiştirmek istiyorsun?”

Eğer ki gençler, sınavlardan dolayı depresyona girip, hayatlarının sonlarına kadar başlarına musallat olacak kişilik bozuklukları yaşıyorsa, takdir teşekkür alamadığı için intahar eden küçücük bedenler varsa, evladına aldığı nota göre değer veren ebeveynler varsa, geleneksel öğretimle ceza sistemi üzerine kurulu bir ders anlatımı gerçekleştirmeye devam eden eğitimciler varsa ve hayatlarının en güzel yılları sistemin kölesi olarak akıp giden bir gençlik varsa, o sistem yanlıştır arkadaş, bu kadar basit.

 

Biz de buna göz yumduğumuz sürece, bizden sonraki nesiller de aynı bizden öncekiler ve bizler gibi yok olup gidecekler. İsyanım kendim için ve ya benimle aynı jenerasyondaki gençler için değil, ben gözden çıkardım zaten bu nesli, endişem sonrakiler içindir.

Cem Karaca “Biz görmedik, sen görürsün yavrum.” dedi. O günden beri bu sözleri nice anne babalar evlatlarına söylediler. Benim korkum, bunu kendi çocuğuma söylemek zorunda kalacağım günü görmek!

 

“Geometri bilmeyen giremez.” yazıp, okul kapılarına asmaktansa, üçgenden kareden prizmadan soğuttunuz bizleri, Hayatı anlayıp yorumlamamız gerekirken koydunuz önümüze içi boş kitapları ve “BİL” dediniz. Hiçbiriniz demediniz bize “Öğren, Anla!” diye. Ezberledik elbet çarpım tablosunu, toplamayı bölmeyi çıkarmayı ama bir gün olsun çıkıp karşınıza soramadık “Yahu iki artı iki niye dört?” diye. Biliyorduk ya yetti size, sayenizde biz de yetirttik kendimize aldığımız cevapları.

 

Dostoyevski okuması gereken bizleri, sanattan, kültürden, manadan uzak kitaplara zorladınız. Görüyorum bazen burjuvazi takılan insanları, aralarında tartışıyorlar. Diyorlar ki; “Ah bu ülkedeki yazarlara, şarkıcılara, filmcilere sanatçı demeye bin şahit ister.” Eee tabii sistemde sanatın ‘s’sini göremeyen bizler ister istemez uzak kaldık o işlere. Sonra da meydan günümüzün rengarenk ışıltılı spotları altında saçma sapan sözlerle şarkı yapan, iki aşkım canım yazarak kitap bastıran  sözde sanatçılara kaldı. Haaa, kim mi suçlu? Sizsiniz… Entelektüel takılıp, her şeyi eleştiren ama harekete geçemeyen burjuva sınıfı.

 

Doktor, mühendis, avukat, psikolog, mühendis dışında başka meslek bırakın seçmeyi, bilmez olduk biz gençler. “Piyanist olacağım.” diyene, “Yaa tamam sen onu yine yap ama hobi olarak yap, önce işini gücünü eline al” dediniz. Bu sadece bir örnek, eminim bu yazıyı okuyan yüzlerce genç bu ve benzeri bi yüzlerce cümle daha kurabilir. Bazı el becerisi gerektiren nitelikli bireyler yetiştirmek için açılan meslek liselerini toplumun en aşağılayıcı kurumu haline getirdiniz. Nasıl mı? İşini iyi yapamayan idareciden, öğrencisinden kokan öğretmeninden, yeterli araç gereç verilemeyip uygulamada öğretilemeyen derslerden, tvlerde meslek liselilerinin üzerine yapıştırılan sıfatlara kadar, meslek lisesine giren her gence daha okula adımını attığı andan itibaren üzerine onlarca sıfat giydirilmiş oldu.

“Herkes üniversiteye gitmek zorundadır.” düşüncesi öyle bir empoze edildi ki toplumun yarısının işsiz üniversite mezunu olduğu gerçeği gözen kaçtı. Yapmayın, etmeyin ,eylemeyin, yazıktır. Yol yakınken dönelim bu sistemden.

 

“Biliminle, kitabınla, aklınla

Ellerinle, dişinle, tırnağınla,

İnsan olmanın verdiği onurla yavrum

Yüreğinle kur yarını, güzel kur!”

 

Heval Baran Elçi / Denizli

 

Yorum yapılmamış

Yorumunuzu ekleyin