info@danismanakademi.org

Bir Anne olarak Zeynep Casalini (Röportaj)

Bir Anne olarak Zeynep Casalini (Röportaj)

DanışmanAkademi Yazarı – Özge Ceylan: Bir Anne olarak Zeynep Casalini (Röportaj)

Bir Anne Olarak Zeynep Casalini

Müzik insanı olarak sevdiğimiz Zeynep Casalini’yi bu kez Ceren ve Daphne’nin annesi olarak tanıyalım dedik ve ortaya bu hoş söyleşi çıktı. Kendisi şu an Bodrum’da hepimizin özeneceği bir hayatı yaşıyor. Gerçi şu an yeni açacağı vegan cafenin tadilatları onu yormuş olsa da, aynı zamanda da Çağan Irmak’ın Çocuklar Sana Emanet filminin, film müziği olarak kullanılan Yas Uykusu’nun da klibi ile meşgul olmuş olsa da binlerce teşekkür ederiz ki bize zaman ayırdı.

Vedat Türkali, Deniz Türkali, Atıf Yılmaz, Barış Pirhasan ile aynı aileden olmak nasıl bir duygudur hiçbir zaman bilemeyeceğiz maalesef ama ortaya harika bir insanın çıkabileceğine şahit olduk.

 

ÖZGE: Eğitim hayatınızdan kısaca bahsedebilir misiniz ve bu süreci hatırladığınızda keşke dediğiniz şeyler var mı?

ZC: Eğitim hayatım İtalyan Lisesi mezunuyum ben. Yüksekokul üniversite okumadım. Çünkü 4 senelik İtalyan Lisesi maceramın 3 senesinde zaten şarkıcılığa başlamıştım 18 yaşındayken. Çevremde hep üniversiteye giden arkadaşlarım vardı hatta onlarla beraber derslere girdiğim de oldu. Hiç ukala bir tip de değilimdir ama şunu söyleyeyim sana üniversite bitirmiş bir çok insandan bu dünya için daha çok şey yaptığıma inanıyorum. Ne olur ukalaca olduğunu sakın düşünmeyelim çünkü öyle bir insan değilim. Benim geldiğim aile de çok farklı çok aydın çok öğretici bir aileydi. Haliyle de tabii ki üniversite okusaydım bambaşka bir şey olabilirdi ama halimden memnunum iki dil biliyorum ve yaptığım işi de istediğim için ve istediğim gibi yapıyorum zannediyorum zaten üniversitenin de çocuklara vermesi gereken önemli şeylerden bir tanesi bu.

 

ÖZGE: Hayatınızda müzik olmasaydı ne yapardınız? Size yakın gelen meslekler nelerdir?

ZC: Hayatımda müzik olmasaydı ne olurdu bilmem ki…Tiyatrocu olmayı planlarken böyle bir tesadüf sonucu müzikle ilgilenmeye başladım, müzikten para kazanmaya başladım lise 3te.Çocukluğumda da arkeoloji istiyordum filan. Bilmem yani geriye dönüp baktığımda gayet memnunum  aslında olduğum yerden de yaptığım işten de şimdi yeni soyunduğum işten de… Benim zannediyorum bu hayata gelme nedenlerinden bir tanesi bazı konularda insanları başka bir yola döndürmek belki, birazcık zorla diretilen hayatların dışına çıkabilmeleri sağlamak. Bu da hoşuma gidiyor demek ki doğru bir iş seçmişim, doğru bir yerden başlamışım diye düşünüyorum.

 

ÖZGE: Sevdiğiniz işi yapmak mı yoksa işin maddi boyutu da önemli mi?

ZC: Bir işi ben ne zaman sadece para kazanmak amaçlı yapsam; bu gittiğim bir konser de olabilir, mecburen, genelde öyle şeyleri kabul etmiyoruz zaten ama mutsuz oldum. Anneannem bankacıydı.25 sene boyunca çok mutsuz gitti işine ben bunu seyrettim. Herhalde çocukluğumdan kalan bir şeyle mutlu olduğum işi yapmalıyım durumu kaldı. Para çok önemli ama para hiçbir şey aslında. Dolayısıyla tabii ki insan mutlu olduğu şeyi yapmalı, ona göre bir hayat kurmalı. Ben bu sistemin direttiği hiçbir şeyi doğru da bulmuyorum güzel de bulmuyorum. Para kazanmak lazım evet ama bunun mutlulukla olmasını, iyilikle olmasını diliyorum hem kendime hem de herkese.

 

ÖZGE: Ceren oyunculuğu seçtiğinde engel olmaya çalıştınız mı ya da Daphne için mesleki yönlendirme yapar mısınız?

ZC: Dediğim gibi tabii ki fikrimi söylüyorum her zaman da söyledim ama bunu bir dayatma olarak yapmıyorum ne çocuklarıma çevremdekilere… Çünkü biliyorum ki artık hiç kimse kimseye hiçbir şey dayatmamalı. O fikirler günler, saatler, yıllar geçtikçe zaten daha belirginleşiyor insanın kafasında. Herkesin kendi olmaya hakkı var bence dolayısıyla da. Tabii ki Ceren’e başını, zorluklarını hep anlattım ama zaten benle yaşadığı için zavallı çocukcağız gayet iyi biliyor. Onların kararlarında Daphne  ile Ceren’in her zaman yanlarında olmak benim hem  istediğim şey hem de  gerçekten doğru bulduğum şey

ÖZGE: Peki sizin için önemli olan eğitim mi, mutluluk mu, maddiyat mı yoksa dünya için bir şeyler yapabilmek mi?

ZC: Bu sorunun cevabını verdim tabii ki mutluluk dünyada olabilecek en güzel şey mutluluk. John Lennon’a sormuşlar büyüyünce ne olmak istiyorsun diye mutlu olmak istiyorum demiş. Mutluluktan daha önemli hiçbir şey yok çünkü bu dünyada.

ÖZGE: Çocuklarınızın eğitim hayatı ya da sizinle ilişkileri konusunda hiç bir danışmandan yardım aldınız mı?

ZC:  Yaşam rehberim var ve her konuda ondan destek, yardım alıyorum. Eğitim konusunda da ben normalin yani sistemin çok dışında düşünüyorum ve Daphne’yi en azından öyle eğitmeye çalışıyorum. Şu anda Daphne bir devlet ilkokuluna gidiyor. Küçücük, çok güzel, çok harika bir öğretmeni var. Ceren’de ne yazık ki daha bu kafa yapısında, bu bilinçte olmadığım için, İstanbul’da yaşadığımız için çok yanlış şeyler yaptım. Özel okullara gitti, çok mutsuz oldu hiç sevmedi okulu falan filan… Dolayısıyla benim Daphne’ye olan tutumum çok farklı. Önemli olan önce doğa ile iç içe olması, doğa ile ilgili şeyleri bilmesi yaşaması, yapması… Umarım O da şehirde herhangi bir şey yapmayı seçmez. Çoban, çiftçi, dalgıç falan olur umarım.

 

ÖZGE: Sınav sistemlerinde gerçekleşen değişiklikleri takip edebiliyor musunuz?

ZC: Hiçbir sınav sistemini takip etmiyorum, sınavlardan nefret ediyorum. Yarış atı olan çocuklara acıyorum. Daphne bir gün eğer bu şekilde, bu sistemin istediği eğitim sistemine geçmek isterse tabi ki elimden gelen yardımı yaparım. Ama kesinlikle hiçbir şeyden haberim yok, olmasını da istemiyorum çünkü değiştirebileceğim bir şey olduğuna inanmıyorum. Neyi değiştirebiliyorum; bizim gibi düşünen insanlar ya da beraber yaşadığımız insanların düşüncesini merak eden ,özenen, soru soran ve tavsiye isteyen insanlara ancak bir takım yardımlar belki yapabiliyorumdur. Elimden gelen bu.

 

ÖZGE: İdeal okul deyince aklınıza gelenler nelerdir?

ZC: İdeal okul da benim için hayat okuludur. Daphne şu an 8 yaşına basacak. Çok iyi derecede ingilizce biliyor ve bu bir okulla olmadı. İngilizce konuşan arkadaşları olduğu için ve benim özellikle, çok dikkatli bir şekilde seçtiğim şeyleri seyrettiği için. Bizim evimize televizyon yok mesela, Daphne bilgisayar oyunu hiçbir zaman oynamadı, oynayamayacağını da biliyor. Hani bir arkadaşı oynuyorsa, onun elindeki bilgisayarda varsa belki oynuyordur ama Daphne bilgisayar oyunu bilen ya da  isteyen bir çocuk değil şükürler olsun ki. Bütün yuva hayatı çamurla, tahtaların üstünden de oradan oraya atlayarak, halatlardan sallanarak falan geçti. Bizim waldrof sistemi* ile yürüyen bir yuvamız var Bodrum’da. Dolayısıyla çocuklara bir şey yapmıyorsun, yaptırıyorsun. Ona nasıl yapacağını öğretiyorsunuz. Hayır, atlama, zıplama! yok, tam tersine. işte çocuklar o kadar çok atlıyor ki… Normal bir yuvaya giden çocuğu olan bir ebeveyn geldiği zaman “Aman çocuk düşüyor!” falan oluyor, biz bakıyoruz. Düşüyor bazen evet, ondan sonra da işte Arnica sürüyoruz. Arnica da işte çarpınca ya da düşünce bunu tamamen ortadan kaldıran bir homeopatik ilaç diyelim. Arnica veriyoruz çocuklara ne morarıyorlar ne şişiyor ne bir şey oluyor bu da işte bizim alternatif tıbbın hediyeleridir bize. Daphne’nin dizinde kocaman bir yarık olmuştu eve geldi bana telefon bile ettirmeye gerek duymamış. “Anne bak işte böyle oldu ama Arnica aldım, geçti. Acımıyor zaten.” dedi. Normalde bir anne baba dikiş attırırdı muhtemelen. Böyle ağaçlardan ağaçlara atlamak, yaprağının ne yaprağı olduğunu bilmek, otun ne otu olduğunu bilmek… Hep bunları öğreten, bunlara özendiren, güzel şeyler hayal ettirmeyi öğreten sistem en güzel sistemdir.

 

ÖZGE: Bir akım başlatacak olsanız ana fikir ne olurdu?

ZC: Mutluluk ile alakalı herhalde. Çünkü yemekten de geçen, doğayla iç içe olmakla da geçen o akımın içinde zaten mutluluklarımızı buluyoruz. Bir akım var ve biz akıyoruz elimizden geldiğince. Bunun dışında özel bir akım veganizm. Bizim istediğimiz dünya bunları düşünen insanlarla dolu bir dünya, kimsenin canını almadan, kimsenin sömürülmediği yani kimse dediğim şey sadece insan değil. Çünkü insan en gaddar, en zalim, en haksız, en kör yaratık. Aslında bütün diğer canlılara hükmedebileceğini  zanneden zavallı bir yaratık.

 

ÖZGE: Toplumda eksik olan şey nedir diye sorsam?

ZC:  Valla bizim toplumda ve dünyada eksik olan tek şey akıl bence. Akıl da belki senin ilk başta söylediğin eğitimden geçiyor ama hangi eğitim nasıl bir eğitim? Benim dedem bana küçükken “Çocuğum cahillikten başka hiçbir şeyden korkma.” Dedi. E şimdi tabi yıllardır bunu çok daha iyi anlamış bulunuyorum. Bir akım başlatıp ya da işte  toplumda bak şu eksik bunu koyarsak eğer falan öyle bir şey yok…İnsan dünyaya çok fazla artık. Demin ki şey yarım kalmış olabilir oradan da devam edeyim biraz yani insanın her şeye hakkı olduğunu düşünmesi ve böyle bir yaşam sürdürmesi çok korkunç. İşte bunun dışında tutmaya çalışıyoruz çocuklarımızı biz. Akımın en önemli parçası bu; her şeye saygılı olmak, her şeye sevgili olmak, yani köpeği sevip ondan sonra dana pirzola yememek mesela … Böyle şeyler önemli tabi. Toplumda eksik olmayan hiçbir şey yok artık yani ben biraz umutsuz konuşuyorum ama böyle yani ne yazık ki ve belki de böyle olması gerekiyor belki de bu gezegenin bu camdan kurtulması gerekiyor. Tabii ki çok güzel şeyler de oluyor, onun takibindeyiz onun peşindeyiz zaten.

 

ÖZGE: Bu soruyu sormakta biraz kararsız kaldım fakat sizce özel okul mu devlet okulu mu?

ZC:  Önemli olan şey okuldaki öğretmenler çünkü bir çocuğun okulu sevip sevmemesi ile mutlu olup olmaması ile çok ilgili. Benim kafamdaki ile bu sistemin direttirdiği şey çok farklı. Şu anda Daphne’nin gittiği okul benim için olabilecek en iyi okul. Burada bulabileceğim, bu memlekette bulabileceğim çok özel insanlar gerçekten. Beni, bizi anlayabilmiş insanlar. Okulumuz çok iç açıcı, sınıflarımız da öyle. Daphne de tecrit ettiğim bir çocuk değil, cam fanusta büyütmüyorum sonuçta. Özel okula vermeyi düşünmüyorum Bu şey değil, aman özel okumasın… Oradaki doğruları öğrenmesi ya da onu doğru zannetmesi ,paranın çok hüküm sürdüğü yerler olduğunu düşünüyorum. Evet çok güzel etkinlikleri var okulların; çocuklar yüzüyor,ata biniyor… Varsın Daphne onları benim inisiyatifimde yapsın, çok problem değil. Şimdi seramiğe gidiyor Daphne ondan sonra yine  waldorf eğitimi veren çok tatlı bir amerikalı öğretmenimiz var, haftada bir gün oraya gidiyor, patene gidiyor, dansa devam etmek istiyor filan…Benim için önemli olan şey Daphne’nin gerçekten mutlu olması ve bir şeye kendini kanalize etmesi, iyilikle, güzellikle, mutlulukla. Onu da yapacaktır diye düşünüyorum.

 

ÖZGE: Son olarak da bu röportajı okuyanlara iletmek istediğiniz şeyler var mı, tavsiye vs ?

ZC: Valla bu röportajı okuyanlar herhalde kadın delirmiş falan diyecekler ama yok deli değilim. Benim düşüncemde olmak tabii kolay değil, bir sürü şey görmek, bir sürü şey yaşamak, okumak gerektiriyor. Bunları gerçekten ukalalık olarak almayalım lütfen. Evet söylediğim gibi mutlu olmak, çocuğuna zaman ayırmak… En nefret ettiğim şey şu; hani evlenip çocuk yapıp ondan sonra çocuk 2 aylıkken meme bile doğru dürüst vermeden bırakmak…Ben mesela Daphne’ye 3 sene meme verdim öyle söyleyeyim. Ben üç senemi tamamen Daphne ile geçirdim. O kreşe başlayıncaya kadar ve çok mutlu başladı kreşe. Anlattığım gibi toprakla, çamurla, otlarla, ağaçlarla, çiçeklerle, böceklerle büyüdü. Yani çocuğu bakıcıya ya da yuvaya ya da servisle okula göndermek için yapmasın istiyorum insanlar. Çok ihtiyaç duyduğu bir şey çocuğun anne. Çocukları siz büyütmeyecekseniz doğurmayın. Eee sonra hadi ver bakıcıya ver işte anneanneye… Anneanne anne bir derece yine ama çocuklar çok sağlıksız Yani nasıl söyleyeyim 1970 yani 68 kuşağının çocuklarından itibaren biraz olay başka bir tarafa saptı, bakıcılar bilmem neler…Tamam tabi ki anne babanın da bir hayat olacak ona diyecek hiçbir şeyim yok ama çocuğu ihmal ederek değil çocuğu oraya buraya atarak değil de çocuğu da dahil ederek. Benim çok yoğun bir hayatım var ama Daphne diyemez ki beni ihmal ettin. Ben becerdiysem Bunu herkes becerir, gerçekten. Belki de en önemsediğim şeylerden bir tanesi; laf olsun diye çocuk doğurmamak lazım. Öyle gerekiyor, evlendik şimdi çocuğumuz olsun diye bir şey yok. Herkes çocuk sahibi olmak zorunda da değil. Çocuk çok zor bir şey, hele iki kişiyi çok zorlayan bir şey. Dişiyi ve erkeği çok birbirinden ayırabilecek bir şey. Böyle sert konuşuyorum ama bu tamamen iki kişinin inisiyatifinde, o yüzden çocuk doğuruyorsanız onlara bakın. Siz bakın yani, siz büyütün, siz eğitin. En önemli şey bir annenin çocuğunu eğitmesi, ne yöne eğitmek istiyorsa…

 

* Çocukların zihinsel açılardan, sosyal, duygusal, ruhsal, ahlaki, fiziksel ve dengeli bir biçimde ve çok yönlü olarak gelişebilmesini amaçlar. Bireyselliği, özgüveni ve bütünlüğü desteklemeye önem verir. Çocukların rekabet yerine saygı duyarak aidiyet kazanmaları amaçlar. Çocukların potansiyellerinin uygun koşullar sağlandığında ortaya çıktığını ön görür. Neşe ve güler yüz temelinde vardır.

 

Özge Ceylan

Biyoloji Öğretmeni

 

Yorum yapılmamış

Yorumunuzu ekleyin