info@danismanakademi.org

Aynılaşarak Farklılaşıyoruz

Aynılaşarak Farklılaşıyoruz

DanışmanAkademi Yazarı – Mustafa Şahan: Aynılaşarak Farklılaşıyoruz

Aynılaşarak Farklılaşıyoruz

Yetiştirmekte olduğumuz çok farklı bir nesil var. Daha farklısını da görmeyecek değiliz. Önemli olan bu farklılaşmanın gelişimle desteklenip desteklenmediği ve bir yönünden bahsedilebilirse farklılaşmanın hangi yöne olduğu. Hangi yöne ilerlesek yeni neslin sahip olduğu farklılaşmanın önünde kocaman bir uçurum görüyoruz: “aynılaşma!”

Yakından bakalım bu uçuruma. Hiçbir şey net değil ama biraz daha yakından bakıldığında uçurumda bir şeyler kıpırdar nitelikte. Hem de ne kıpırtı! Sanırsınız cadı kazanı. Gittikçe derinlere bakıyoruz, her gencin elinde son model cep telefonları. Hepsinin değeri asgari ücreti ikiye, üçte katlar nitelikte. Telefonlar çıkmış ortaya, bakmışlar hepsinin markası aynı. Yukarısından ısırılmış bir elmayı zorla görür gibiyiz. Netleştirince yeniden paylaşırız doğrusu. Markasının yanında modeli aynı herkesin telefonunun, aynı kılıflar da cabası, ortam çok sıkıcı. “Telefonlar aynı, bari içindekileri paylaşalım.” dediklerini duyar gibiyiz. Paylaşmak kelimesine elbette sonra değinilmeli, biz gelelim eski konuya. Her birinin gruplarına deli gibi fotoğraf yağıyor. İç içe uçurumlar almış başını gidiyor, şimdi bir de fotoğraf mevzusu çıktı. Yağ babam, yağ! Kelimeler kifayetsiz, saniyede onlarca fotoğraf geçiyor. Aynı kahve pozları, aynı mayo tarzları, aynı gözlük, aynı poz veriş; tıraşı, makyajı vb.

“Selfi pozları da aynı.” diyerek gençlerin Türkçe gururunu da okşamalı bir yandan.  Selfiler ne mis gibi nergis (Narkissos) kokuyor. Burunlar kapalı, derinlere indikçe inesimiz geliyor ama vurgun yememek de önemli tabii.

Cep telefonuna dönelim yine isterseniz. O da ne ortalıkta cep telefonu yok. Cep telefonları cebe girdi bir an. Stres çarkları çıktı şimdi de ortaya, döndür babam döndür. Bakkalda, büfede, Çin malları satan dükkanlarda hatta okulda öğrenciler arasında bile stres çarkı satılır olmuş. Çocuk yalvarıyor anne babaya alsınlar diye. Anne baba almıyor, harçlıklar biriktiriliyor bu sefer de. Kolayı var: Öğle arası aç kal, yemeğe harcanması gereken parayla iki gün sonra stres çarkı devrede. Yahu ne stresi? Hepsi vizeye, finale hazırlanır gibi eve kapanıp ders mi çalışmış haftalarca? Aile mi geçindiriyorlar da geçinme derdi, stresi olsun. “Nedir, ne değildir?”diye aldık elimize baktık. Ben şöyle döndürüyorum, sen şöyle döndürüyorsun; sekinki şu kadar dönüyor, benimki bu kadar dönüyor… Derken, bir de baktık rekabet artıyor, stres olmamak mümkün değil. Stres oldukça da stres çarkı alacaklar sözde. Adı stres çarkı ya ne hikmetse. Onların biricik derdi var: “aynılaşma!”

Bu ne hız! Uçurum çok fena, sosyolojik açıdan incelenmesi gereken çok şey var bu yeni nesilde. Sadece yeni nesilde mi? Elbette yetişkinlere de sirayet etmiş bu durum. Biz de eskisi gibi değiliz malum. Biz de giderek farklılaşıyoruz. Hepimiz de aynılaşıyoruz bir bakıma. Evler büyüdükçe büyüdü, aileler küçüldükçe küçüldü. Çok diploma var, yurt dışından da yüksek lisans diplomanız varsa işlem tamam; az sağduyu var bir yandan da. Onu ne yapmalı?

Aya çıkıldı malum, karşı komşusunu tanıyan az. Apartman toplantısında görürse görüyor. O toplantıların da yarısı hırgür. Adam tanımıyor ki karşıdakini. Söyle babam söyle, tanısa zaten yapmaz; kıyamaz azıcık geçmişi olsa. Geçmişte komşu, komşunun külüne muhtaçtı da ondan.

Ne tarafa baksak kanayan yara. Yüksek gelir var çoğumuzda. Ya da gelirimizi yükseltmek için uğraşıyoruz. Uğraştıkça da bir bakmışız iç huzur yok ortada. Herkes ayrı âlemde. Viyana senin, Prag benim; gez babam, gez!

Yükselen sadece gelir mi? Değil tabii. Herkesin zekası da yüksek. Devlet, “… Bilim-Sanat Merkezi” açtı yüzlerce. İçerisi binlerce yüksek IQ öğrenci kaynıyor. Ailelerde bir telaş, bir telaş… Şu BİLSEM’in sınavını bir geçsin çocuğum, bak o zaman… Aman ne kıyamet(!) Duygu var mı, duygu! Siz ondan bahsedin biraz da. Gıdım olsa kafi aslında. Adam (Dr. Daniel Goleman), çıkmış; bas bas bağırıyor, duygusal zeka diye bir şey var. Var mı eser çocuklarımızda? Adamın heykelini dikesimiz var meydanlara.  Ama artık şehir meydanları pek ağaçlık(!) görünmeyecek. Her yer yemyeşil; seyret babam, seyret. Meydanlar da birbirinin aynısı, vazgeçtik.

Daha neler neler: Çok bilgi var, az irfan; çok ilişki var, gerçek sevgiden yoksun; sosyal medyada çok arkadaşımız var, neredeyse dostluk diye bir şey kalmadı…

Herkes aynı, her şey aynı. Hatta bu okuduklarınız da daha önce sosyal medyada birkaç sayfada yazılanlarla aynı. Siz de aynı diğerleri gibi elinizde telefon, bu yazıyı okumaktasınız. El birliğiyle aynılaşarak eskilerden farklılaşmayı başardık, farkında mısınız?

Ama ne yapalım? Fuzuli’yi yad etmekten başka bir şey gelmiyor aklımıza:

“Anlatsam tesiri yok, sussam gönül razı değil.”

 

Mustafa Şahan

Türkçe Öğretmeni

 

Yorum yapılmamış

Yorumunuzu ekleyin