info@danismanakademi.org

Aynı Tema, 3 Farklı Yapıt

Aynı Tema, 3 Farklı Yapıt

DanışmanAkademi Yazarı – Mustafa Şahan: Aynı Tema, 3 Farklı Yapıt

ayni_tema_3_farklı_yapit

 

Erkin Koray kızı Damla’yı okula göndermemiş. Neden? Durup düşünmek gerek.

 

Bu cümleler, çok önceleri sanatçının biyografisini okurken ve onunla ilgili yazıları takip ederken geçmişti içimden. Eğitimci olduktan sonra aynı düşünceler yeniden hortladı zihnimde. Sanatçının böyle bir uygulamayı seçme nedenleriyle ilgili resmi bir açıklamasına rastlamadım aslında. Konuyla ilgili araştırma yaparken bunun dünyanın farklı ülkelerinde hayata geçirilen bir eğitim-öğretim uygulaması olduğunu öğrendim. “Unschooling” ya da “Evde Eğitim” olarak adlandırılan bu yöntem; ABD, Kanada ve birçok Avrupa ülkesinde uygulanıyormuş. Sıra dışı bir kavramla karşılaşınca “Konunun üzerine gitmemek olmaz.” dedim kendi kendime ve başladım bu kavramları sorgulamaya.

 

Ebeveynlerin çocukları ile oluşturabilecekleri öğrenme ortamları ile ilgili farklı kaynakları incelerken kendimi okulsuzluğun ortasında buluverdim zamanla. “Okul-suz-luk” temasını ele alan üç farklı yapıt derinden etkiledi beni. İkisi kitap, biri ise film:

Okulsuz Büyümek, Ben Hewitt

Okulsuz Toplum, Ivan Illich

Kaptan Fantastik (Captain Fantastic, Matt Ross)

 

 

Okulsuz Büyümek

okulsuz_buyumek

Ben Hewitt tarafından kaleme alınan kitap; okulsuz eğitim, kırsalda yaşamak, doğa ile bağ kurmak ve yaşarken öğrenmek hakkında sıra dışı bir ebeveynlik macerası. Ben ve Penny satın aldıkları 160 dönümlük bir araziye yerleşirler. Kendi inşa ettikleri, enerjisini güneş pillerinden ve rüzgar türbinlerinden alan, televizyonsuz bir evde hayatlarını sürdürürler. Zamanla çocukları Fin ve Rye dünyaya gelir ve onları da burada yetiştirirler. Çocuklar okula hiç gitmezler ve anne babaları eğitir onları. Ben Hewit, kitabında eğitim ve öğrenmeye dair birçok deneyimini bizlerle paylaşıyor. İşte kitaptan sizin için altını çizdiklerim:

 

“Hikayemin çocuklarımla yazmak istediğim kısmı; güvenin hikayesi, akışına bırakmanın, bir ebeveyn olarak sezgilerime güvenmemin ve bu ancak ben onlara güvenmeyi öğrenirsem sahip olabileceğim bir lüks. Güvenmek, çocuklarımızın kendi hızlarında gelişmelerine izin verebilmek için kendimize ve çocuklarımıza inanmaktır. Onlar, okul kurumunun beklentilerinin gerisinde kalıyormuş gibi görünseler de çocukların eninde sonunda gelişeceklerine inanmaktır.”

“Bunların hiçbiri zorla olmadı. Hiçbiri alkışlanmadı ya da öğrenme sürecinin, bir işi tamamlamanın yapısında var olan sessiz doyum dışında bir ödül almadı. Penny ile ben çocuklarımız için orada ve erişilebilir olmaya inanırız, övgüye değil. Biz desteklemek ve kolaylaştırmak için oradayız. Korkutmak, teşvik ile kandırmak ya da zorla yönlendirmek için değil. Çocukların engellenemeyen merakı zaten yeterince özendirici. Öğrenme kendi kendisinin ödülü.”

“Fin ve Rye zamanlarını nasıl geçireceklerine karar verme konusunda son derece titizler. Okulun yokluğunda okula ait günlük plan ve taleplere uymak zorunda olmadıkları için zamanlarının onlara ait olduğuna inanmaya başladılar ve akıllarına koydukları işleri ertelemeye hiç de hevesli değillerdi.”

“Bir gün Fin ve Rye bu dünyanın neye benzediğini bütünüyle bilebilecekler mi? Hayır, bilemeyecekler ama bu süreçte başka bir şeyi öğrenecekler: Bazı şeyleri bilmemek sorun değildir.”

“Okulsuz eğitim, belli bir kalıptaki bilginin keşfi ile ilgili değildir. Okulsuz eğitim keşfetmenin kendisi üzerinedir.”

 

Kitapta eğitime ve öğrenmeye dair  altı çizilebilecek daha çok sayıda paragraf ve etkileyici cümle var. Gerisini merak edenler için daha fazla yazmak yerine  kitabı edinmelerini tavsiye etmek daha mantıklı benim için.  Kitapla ilgili sözü daha fazla uzatmıyor ve diğer bir yapıta geçiyorum:

 

Okulsuz Toplum

okulsuz-toplum

Ivan ILIICH tarafından kaleme alınan kitap Türkiye’de birkaç yayınevi tarafından basılmış. Benim okuduğum kitap Şule Yayınları tarafından basılmış. Açıkça ifade etmek gerekirse kitap soğuk görünen bir kapağa sahip ve bir Türkçe öğretmeni için aşırı dozda yazım yanlışı barındırmakta. Ancak yazarın birkaç sayfada bir rastlanılan çarpıcı cümleleri kitabı epey okunur kılıyor. Oldukça ütopik bir dünya görüşüne sahip yazar; okul, devlet, kurum, maddiyat gibi kavramları derinlemesine sorguluyor. Dili her ne kadar ağır olsa da bu ağırlık akademisyenlerin yazdığı makalelere ulaşamayacak derecede. İşte, Ben Hewitt’in kitabına göre daha ağır aksak okuduğum kitaptan seçtiğim ve altını sizler için çizdiğim cümlelerden bazıları:

 

“Öğretme ediminin bazı durumlarda belirli öğrenmelere yardımcı olacağı doğrudur. Fakat pek çok insan sahip oldukları bilgilerin çoğunu okul dışında edinmektedir.”

“Gerçek bir eğitimi hayata geçirebilmek için toplumun oluşumuna doğru yönelimin önünde duran en önemli engel Chicago’da yaşayan bir zenci arkadaşımın ifade ettiği gibi hayallerimizin tamamen okullaştırılmış olmasıdır.”

“Öğrenciler, öğrendiklerinin çoğunu öğretmenin yardımı olmadan, hatta öğretmenlerine rağmen öğrenirler.”

“Amerikalı her bir kolej mezununun maliyeti dünya nüfusunun yarsının ortalama bir yaşam gelirinin beş katından daha fazla bir meblağı bulmaktadır.”

“Okullaştırılmış bir dünyada mutluluğa giden yol ‘bilinçli’ tüketici için hazırlanmış indekslerden geçer.”

“Okul, gelişimlerinin sorumluluğunu kendilerine vermemekle bu insanların çoğunu bir çeşit ruhsal intihara sürüklemektedir.”

Okula dair bu iddialı ve acımasız sözleri söyleyen bir yazarın üniversite mezunu olması, tarih alanında doktorasının bulunması, dünyanın farklı ülkelerinde yaşama fırsatı yakalayan bir rahip olması ve aynı zamanda bir üniversitede rektör yardımcılığı görevini de üstlenmesi oldukça ilginç gelmişti bana. Elbette öne sürdükleri bir görüşten ibaret. Ivan ILLICH, sahip olduğu dünya görüşü ile kendinden daha uzun süre söz ettireceğe benziyor.

 

“İki kitap da sıkıcıydı, bu alanda bir film yok mu?”diye soracak olursanız size bir tavsiyem daha olacak:

 

Captain Fantastic

captain_fantastic

Film, 29 Temmuz 2016 tarihinde gösterime girmiş. Yedi ödülü ve beş de ödül adaylığı bulunuyor.  Komedi, dram ve romantik türündeki Kaptan Fantastik filmi, IMDB üzerinden 8.0/10 gibi çok yüksek bir puan alıp tüm kalitesini ortaya koyuyor. Yönetmenliğini ve senaristliğini Matt Ross’un paylaştığı ve başrollerinde Viggo Mortensen, George MacKay ve Samantha Isler’in bulunduğu filmde Kuzeybatı Pasifik’te kıyılarda yaşayan Kaptan Fantastik; hüzünlü yaşamını, adeta bir yaşam öyküsüne çevirir ve hayata tutunmaya çalışır. Hepsi birbirinden farklı çocuklarını ormanın derinliklerinde kurdukları evlerinde yetiştirir. Sonuç nasıl mı? İzleyin derim.

 

Benimsediği felsefesi ile, görüntü kalitesiyle, müzikleriyle, oyunculuğuyla ütopik ve bir o kadar da gerçekçi bir yaşam yolcuğuna çıkarıyor bizleri. Bazen bir tokat atar gibi bizi kendimize getirirken bazen de bir dostumuzun karşımıza oturup bize yaptığı unutulmaz bir konuşmayı andırıyor film.

 

Filmin o muazzam atmosferinden uzaklaşıp üzerine yorum yazmak son derece güç aslında. Doğallığıyla, aksiliğiyle, farklılığıyla tartışılır hatta tartışılmayı hak eden bir film.

 

Sözünü ettiğim üç yapıt da okulu ve okulsuzluğu enine boyuna ele alan yapıtlar. Aynı temadaki bu üç yapıt  konuya ilgi duyan ve araştırma yapanların el altında bulundurması gerekenlerdendir diye düşünüyorum.

 

İki kitabı okurken ve filmi izlerken aklıma takılıp burada sesli olarak düşündüğüm şeyler de var: Çocuklarına okulsuz eğitimi veren ve kendini yetiştirmiş aileler okullarda yetişmedi mi? Bu çocuklar akademik ve sosyal yönden ne şekilde yetişti? Diploma sorunu ile karşılaştılar mı? Aralarında okulsuz büyüyen ama kendi çocuğunu okula gönderenler var mı? Akran öğrenmesi olmadan sosyalleşme ne kadar doğru? Son olarak, çocuklar şu an hangi konumdalar?

 

Okulsuz eğitim olur mu? Konu elbette tartışılır. Türkiye’de eğitimde birlik olması adına bu tarz eğitimlere şimdilik yeşil ışık yakılmayacak gibi görünüyor. Ancak açık lise, açık öğretim fakültesi gibi uygulamalarda da hafiften bir okulsuz yaşam kokusu almıyor değilim.

 

Bir eğitimci olarak göz ardı edilmemesi gereken bir konu var ki bu, aslında temel olarak değinmek istediklerimden. Ailelerin öğretme, eğitim basamağında rol alabiliyor olması bence Türkiye’de henüz çok az ailenin fark ettiği kavramlardan. Bahsi geçen öğretme, eğitim kavramları elbette ders kitaplarında bahsedilenler değil. Bunlar çocukları yaşama hazırlayan kazanımların ta kendisi. Aileler eğitim basamağında, okulun görevini üstlenmeden, görev aldıklarında ülkemizdeki eğitim basamağının çok farklı boyutlara taşınacağı kanaatindeyim.

 

Sonuç olarak sekiz saatlik dersini planlayan bir öğretmen misali çocuğuyla geçireceği zamanı planlayan  aileler oldukça eğitim ve öğretim okuldan taşacak, hayatın akışında bizi biz yapan değerler olarak karşımıza çıkacaktır.

 

“Erkin Koray kızı Damla’yı okula göndermemiş. Neden? Durup düşünmek gerek.” deyip çıktığım bu yolculukta kendimi farklı diyarlarda buldum. Belki eğitim/eğitimci yolculuğumda farklı diyarlara da gidebilirim. Ama önce “Durup düşünmek gerek.”

 

Bir şeyi eyleme dökmeden önce “durup düşünen” bireylerin her geçen gün artması dileklerimle…

 

 

Mustafa ŞAHAN

Türkçe Öğretmeni

 

Yorum yapılmamış

Yorumunuzu ekleyin